Yunanistan’da devletin ve şirketlerin medyayı ele geçirmesi demokrasiyi tehdit ediyor

yorum

Yunan medyasının durumunu karakterize eden şey, kısaca, oligarklar, bankacılık sektörü, medya ve siyaset arasındaki kötü kokular yayan bağdır. Uzun zamandan beri süregelen mali kriz, Yunanistan’da demokrasinin niteliğine gerçek bir tehdit oluşturarak, ülkedeki medya özgürlüğünün daha da engellenmesinde belirleyici bir rol oynadı.

Bu yorum yazısı, yerel devlet destekli dezenformasyonun AB demokrasisini nasıl tehdit ettiğini araştıran “Dezenformasyonda Boğulmak” başlıklı dosyamızın bir parçasıdır.

1787’de Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşmada medyadan dördüncü kuvvet olarak ilk bahseden Edmund Burke idi. O zamandan beri, gazetecilik ve medya tüm dünyada istikrarlı demokrasilerin işleyişinde giderek daha merkezi bir rol oynadığından, bundan daha haklı ve öngörülü olamazdı. Doğru ve zamanında bilgi akışı, vatandaş katılımını ve devlet kurumlarının ve seçilmiş yetkililerin gözetimini besleyen yakıttır. Açıkça söylemek gerekirse, aksi halde kırılganlaşacak demokratik mekanizmaları yerinde tutan şeydir.

Ancak medyanın, demokrasilerin ayrılmaz bir parçası olmasının nedeni sadece yerine getirdiği gözetim rolü ve bilgiyi karar verme piramidinin tepesinden en altına hızla taşıma kapasitesine sahip olması değildir. Gerçekten, internet teknolojilerinin ortaya çıkması ve oldukça yakın bir zamanda sosyal medyanın günlük hayatımıza girmesiyle birlikte medya kuruluşları, kamusal tartışmaları etkileme, gündem belirleme ve hatta bir dereceye kadar algıları, görüşleri ve politik tercihleri şekillendirme kapasitelerini önemli ölçüde artırmışlardır.

Bu nedenle, medyanın demokrasiyi güçlendireceğini iddia etmek mümkün olduğu gibi, doğru koşullar altında demokrasinin aşınmasına da katkıda bulunabileceği güvenle iddia edilebilir. Medyanın devlet veya şirketler tarafından ele geçirilmesi, gerçekten de günümüz demokrasilerinin karşılaştığı başlıca zorluklardan biridir.

Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından yakın zamanda yayınlanan en son 2021 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, Avrupa’daki medya özgürlüğünün durumuna dair oldukça kasvetli bir tablo çiziyor. Aslında, özellikle Doğu ve Güney Avrupa üye devletleri arasında, hükümetlerin lehine olan belirli siyasi anlatıları harekete geçirmek amacıyla medyanın bağımsızlığını zayıflatma yönünde giderek artıyor gibi görünen bir eğilimin fotoğrafını çekiyor.

Yunan medyası manzaraları: sorunlu bir hikâye

En son Eurobarometer anketine göre (Yunanistan Ulusal Raporu), Yunanistan’daki medya, diğer AB üye devletlerine kıyasla halkın en az güvendikleri arasında yer alıyor. Bazı Doğu Avrupa ülkelerinde görülen, hükümetlerin aleni müdahalesi türü bir müdahale ile karşı karşıya olmayabilirler, ancak açıkçası bunun nedeni muhtemelen Yunan medyasının bağlılığını güvence altına almak için bu tür sert önlemlere ihtiyaç duyulmamasıdır.

On yıldır süren mali ve siyasi krizle birlikte ülkeye dayatılan dogmatik kemer sıkma önlemlerinin etkisi, yalnızca Yunan toplumunun sosyal dokusunu yaralamak ve ekonomiye daha fazla zarar vermekle kalmadı; aslında, ülkenin medya ortamını önemli ölçüde değiştirerek, Yunan medyasının niteliği ve bağımsızlığına da zararlı etkileri oldu.

Önceki yıllarda eriştikleri şüpheli banka kredilerine başvuramayan çok sayıda medya kuruluşu çöktü. Bazıları el değiştirdi, eski oyuncular sahne dışına itildi ve yeni oyuncular ortaya çıktı. Yavaş yavaş ortaya çıkan medya kuruluşlarının çoğu, birkaç istisna dışında, hâkim siyasi anlatının sadık destekçileri haline geldi.

Hepsi olmasa da çoğu ana akım Yunan medya kuruluşu, şu anda doğrudan veya dolaylı olarak bir avuç denizcilik endüstrisi patronu ve nüfuzlu iş adamının mülkiyetinde. Dahası, bunların çoğu, iktidardaki Yeni Demokrasi partisi ve onun yönetici kadrosuyla yakın ilişkiler içinde olduğu kanıtlanmış olmasına rağmen bu yakın bağları sürdürüyor. Daha açık olmak gerekirse, Evangelos Marinakis ülkedeki en popüler TV kanalının, dört büyük gazetenin, bir çevrimiçi haber portalının, bir radyo istasyonunun ve ülkenin en büyük basın dağıtım ajansı olan Argos’un kibirli sahibidir. İoannis Alafouzos, açıkça hükümet yanlısı bir TV kanalının, iki radyo istasyonunun ve tarihi Kathimerini günlük gazetesinin sahibidir. Vardinogiannis ailesi iki büyük TV kanalının ve üç radyo istasyonunun sahibidir. Yunanistan’da oldukça yeni bir ekonomik oyuncu ve Rusya Parlamentosu’nun eski bir üyesi olan Ivan Savvidis, yeni kurulmuş bir TV kanalına ve popüler bir gazeteye ve Kyriakou ailesi en köklü TV kanallarından birine ve iki radyo istasyonuna sahiptir.

Dahası, gazetecilik ve siyaset arasındaki döner kapı olgusu son birkaç yılda iyice görünür oldu. Yeni Demokrasi’nin son seçimlerde aday gösterdiği, gazetecilikten gelen 28 isimden 12’si sonunda parlamentoya girdi. Gazetecilerin siyasete girmeye karar vermesi başlı başına sorun teşkil etmez. Bununla birlikte, bir siyasi partiye katılma görüşmeleri yaparken, gazetecinin haberler hakkında rapor vermesi veya görünüşte tarafsız bir analiz sunması durumunda bir çıkar çatışmasının devreye girdiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Genel olarak, ana akım medya ile hükümet arasındaki etkileşimi bir tür simbiyotik ya da isterseniz, siyasi ve ekonomik ihsanlarla medyada yer alan olumlu haberlerin değiş tokuş edildiği asalak bir ilişki olarak tanımlayabiliriz. Bu ne yazık ki, salt bir kanaatten ibaret değil, aslında siyasi partiler ve medya arasındaki ilişki sorunsalı, Helen Parlamentosu’nun bir araştırma komisyonu tarafından yürütülen bir soruşturma sonucunda elde edilen bulgularla da vurgulandı.

Bu ilişkinin son yıllarda derinleşmesi, kuşkusuz Yunan gazeteciliğinin ve haberciliğinin niteliğine ve bağımsızlığına zarar verdi. Araştırmacı gazetecilik geçmişte kaldı; bundan başka, hükümetin politikalarını sorgulanması ve kararlarının eleştirilmesi nadiren görülürken önyargılı ve taraflı habercilik maalesef yeni norm haline geldi.

Stefanos Loukopoulos

Stefanos Loukopoulos

Stefanos Loukopoulos, parlamentoyu izleme, şeffaflığı teşvik etme amacıyla kurulan, kâr amacı gütmeyen Vouliwatch’un Kurucu Ortağı ve Direktörüdür. Siyaset Bilimi alanında lisans, Uluslararası İlişkiler ve ayrıca Uluslararası Çatışma Analizi alanında yüksek lisans derecelerine sahiptir. Eğitimini İngiltere ve Belçika’da tamamlayan Stefanos, Londra ve Brüksel’de hem de Avrupa Parlamentosu’nda sivil toplum alanında çalıştı. Uluslararası “Parlamento İzleme Ağı” derneğinin kurucu üyesi ve Yunan kamu yayıncılığı yapan ERT’yi denetlemek üzere oluşturulan ilk “Vatandaş Gözetim Konseyi” organına seçilmiş eski bir üyesidir. Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde, açık yönetişim, parlamenter açıklık, sivil teknoloji, siyasi hesap verebilirlik ve bilgiye erişim özgürlüğü alanlarında aktif olarak yer almaktadır.

Daha kötüsü olabilir mi? Görünüşe göre öyle!

Yukarıda açıklanan sorunlu tablo, 2019 genel seçimlerinden ve Kyriakos Miçotakis liderliğinde Yeni Demokrasi’nin iktidara gelmesinden sonra daha da ağırlaştı. Muhalefet lideri olarak basında ağırlıklı olarak olumlu bir biçimde yer alan Yunanistan Başbakanı, bunun partisinin zafer kazanmasında kilit bir rol oynamasından hareketle, göreve geldikten sonra bu durumun değişmemesini sağlamak için harekete geçti.

Miçotakis hükümetinin ilk icraatlarından biri, Atina-Makedonya Haber Ajansı’nı (Yunan Ulusal Haber Ajansı) doğrudan Başbakanlık’ın denetimine sokmak ve Miçotakis’in eski basın danışmanı Konstantinos Zoulas’ı, ERT’nin (ulusal yayın hizmeti) başına getirmek oldu. Bu hamlelerin etkisi kısa sürede hem izleyiciler hem de ERT personeli tarafından hissedildi. ERT çalışanlarının aktardığına göre, TV istasyonunun haber prodüksiyon odasının duyuru panosuna, başbakanın o sırada katı karantina kurallarının uygulandığı İkarya adasındaki yerel politikacılarla ziyafet çektiğini gösteren resim ve videoları yayınlamamaları talimatını içeren bir duyuru asıldı.

Ancak, görünüşe göre devlet medyasını kontrol etmek yeterli değildi; aslında, Covid-19 salgını hükümetin, özel medya kuruluşlarına devam eden destekleri konusunda minnettarlığını göstermesi için altın bir fırsat sundu.

Yunan hükümeti, Yunanistan’daki Covid-19 salgınının henüz başlarında, kamu sağlığına yönelik “Evde Kal” duyuruları için medya kuruluşlarına 20 milyon € tahsis etmeye başladı oysa Anayasa halka yönelik bu türden duyuruların bedelsiz olarak yayınlanması gerektiğini öngörür. Ayrıca, devletin tarafı olduğu tüm alım-satım işlemlerinin kamuya açıklanması yükümlülüğünden kurtulmak için, bu fonların dağıtımını özel bir medya pazarlama şirketine devretti.

Yararlanıcıların listesini ve her birine tahsis edilen münferit meblağları kamuoyunun gözünden uzak tutma girişimlerine rağmen, hükümet sonunda boyun eğdi ve yararlanıcıların listesini yayınladı (ancak rakamlar dahil edilmedi); bu, bağımsız izleme örgütü Vouliwatch, muhalefet partileri ve kamuoyu baskısı sayesinde oldu. Yapılan titiz bir inceleme sonucunda, listede, diğerlerinin yanı sıra, var olmayan haber siteleri ve artık faaliyette olmayan radyo istasyonlarının olduğu görüldü.

Ana akım medyanın hikâyeyi küçümseme girişimleri başarısız oldu, çünkü aylar sonra sosyal medyada nihayet patlak veren öfke, hükümetin bu sefer tahsis edilen fonları da içeren tam listeyi yayınlamasına yol açtı. Fonların hükümetin söylemlerine göre hizalanan kuruluşlara dağıtıldığı ortaya çıktı. Hükümeti eleştiren medya kuruluşları, görünüşe göre, toplam meblağın yüzde birinden daha azını alırken, tarafsız medya kuruluşları, kendilerinden daha az popüler ancak daha agresif hükümet yanlısı meslektaşlarından önemli ölçüde daha az pay aldı. Ek olarak, özellikle sesi çıkan ve yeni yeni popüler olmuş bir hükümet karşıtı kuruluş, fonlamanın dışında tutuldu.

Bu yeterli değilse; hükümetin salgınla başa çıkmadaki başarısına dair hâkim anlatıya zarar gelmesini önlemek için sağlık personelinin medyaya konuşması yasaklandı ve gazeteciler hastanelerde haber yapmadan önce hükümetten izin almak zorunda kaldı.

Gazeteci Dimitra Kroustali’nin Covid-19 vakalarını izlemek için kullanılan sistemin eksikleriyle ilgili haberini takiben zorla istifa ettirilmesi gibi, yazıyı uzatmamak için değinilmeyen başka vakalarla birlikte, yukarıda anlatılanlar sistematik olarak gerçeği çarpıtan, skandalları örten ve hükümetle ilgili gözetim rolünü yerine getirmeyen bir medya ortamının yaratılmasına katkıda bulundu.

Medyanın ele geçirilmesi, tarihsel olarak dört biçim altında görülür- plütokrasi, devlet, şirket ve bunların kesişimi. Yunan medyasının bağlamını çözmeye ve analiz etmeye çalışırken, mevcut durumu en iyi tanımlayan bu dördünün birleşimidir.

Daha az basın özgürlüğü daha az demokrasi demektir

Yunan hükümetinin medyayı ele geçirmiş olması ve medya kuruluşlarının sahipleriyle hükümet arasında süregelen simbiyotik ilişki, bir bütün olarak Yunan demokrasisinin niteliği üzerinde önemli ölçüde olumsuz bir etkiye sahip olabilir. Sürekli olarak hükümet lehine tek taraflı bir anlatının yayılması, haber değeri taşıyan hikâyelerin görmezden gelinmesi ve kamusal söylemde eleştirel seslere yeterince yer verilmemesi, toplumsal rızayı, kamuoyunu ve siyasi tercihleri şekillendirmede kesinlikle belirleyici bir rol oynayacaktır. Daha az medya özgürlüğü, daha az demokrasi anlamına gelir ve bu nedenle, bir yandan medyanın tek elde toplanması ve mülk edinilmesine yönelik  katı düzenleyici yaklaşımlar talep ederken, bir yandan da izleme örgütlerini ve bağımsız medyayı desteklemek her vatandaşın çıkarınadır.

Bu metin Türkçeden İngilizceye Deniz Tuna tarafından çevrilmiştir.