Avrupa'da Türkiye: Yeni Anayasa Işığında Türkiye'nin Demokratikleşme Süreci

For free

2012’de demokratikleşme ile anayasa arasındaki bağa ilişkin yoğun tartışmaların yaşanacağı bir dönemden geçeceğimizi önceden biliyormuşçasına, Yeşiller/EFA Grubu ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği 1-2 Kasım 2010 tarihinde “Yeni Anayasa Işığında Türkiye’de Demokratikleşme Süreci” başlıklı bir kamu tartışması düzenledi. Akabinde, büyük önem taşıyan bu kamu tartışmasında yapılan sunumları yayınlamaya karar verdik.

Yeni anayasaya olan ihtiyaç, panelde yapılan tüm katkılarda ifade edilmiş olup, bugün Türkiye’de bu yönde ortak bir sağduyu var gibi görünmektedir. Hélène Flautre bu ihtiyacı şu sözlerle belirtiyor: “Şayet Türkiye bugün derin bir anayasa tartışması yapıyorsa, bunun sebebi mevcut anayasanın ülkenin sosyal, siyasi ve kültürel gerçeklerine yanıt veremiyor olması ve Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler açısından bir engel teşkil etmesidir”.

Mevcut anayasa sadece 1980 cunta yönetiminin otoriter ruhunu taşımakla kalmıyor. Türkiye’de hâkim olan siyasi sistemi anlatırken Bucchichio’nun de dediği gibi, mevcut anayasa vesayet altına girmiş bir demokrasiye de yol açmıştır. Bu sistemin başlıca özelliği, “demokratik ilkelere dayanıyor gibi görünmesi, ancak demokratik yollardan seçilen organların bir anlamda askeriye, yüksek bürokrasi ve üst mahkemelerin himayesine alınmış olmasıdır”. Bu durum, Türkiye’de yargı ve polisin rolüyle ilgili son dönemde yapılan tartışmalarda ifade bulmaktadır. Katılımcı bir demokrasiye dönüşebilmek için, halkın cezai işlem görme veya hapse atılma riski olmaksızın fikirlerini özgürce ifade etme hakkının garanti edilmesi gerekmektedir. Konferansın yapıldığı tarihte gözaltındakilerin sayısı bugünün tepe noktalarına henüz ulaşmamıştı; ama yine de ifade ve düşünce özgürlüğü alanında ciddi eksiklikler vardı. Hautala’nın konuşmasında belirttiği gibi, “her toplumda, ilerlemenin en önemli teminatı canlı kamu tartışmasıdır” ve “düşüncenin suç haline getirilmesi, Türkiye’de insan haklarının hayata geçirilmesinin önünde büyük bir engel olmaya devam etmektedir”.

Bugün, 2011 genel seçimlerinin ardından, Türk parlamentosu yeni bir anayasa yapmak için çalışıyor. Birçok gözlemci usule ilişkin düzenlemeler nedeniyle sürecin başarılı olacağına inanmazken, genelde birçok insan da Türk parlamentosunun demokratik açıdan meşru bir anayasa hazırlama yetisinden şüphe duymaktadır. Bu şüphe, Serap Yazıcı’nın kaleme aldığı makalede açıkça kendini gösteriyor: ‘...TBMM’de toplumun çoğulcu yapısını yansıtan dengeli bir temsil kompozisyonu oluşturmak imkânsız olacaktır. Bu da, başlangıçta, meşruiyet tartışmalarının sosyal bir sözleşme olması gereken yeni anayasanın hazırlık süresine gölge düşürmesiyle sonuçlanacaktır’.

Sezgin Tanrıkulu’nun da işaret ettiği gibi, Türkiye, temel bir değişikliğe gitmemenin bir bahanesi olarak kendisinin “farklı” olduğu yönündeki ortak tavırdan vazgeçmelidir. Bu mantalite değişimi gerçekleşmeden, anayasal reform yönündeki çabaların demokratik bir sistemle sonuçlanması mümkün olmayacaktır. Bu yayınla amacımız, Türkiye’de toplumun geniş kesimlerini etkisi altına alan anayasa tartışmalarına katkıda bulunmak ve demokrasi ile yeni anayasa için gereken koşullar arasındaki bağa dikkat çekmektir.

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği

Yeşiller /EFA Grubu

Kitabın tamamını yukarıdan PDF olarak indirebilirsiniz.

Product details
Date of Publication
Mart 2012
Publisher
HBSD
Number of Pages
80
Licence
All rights reserved
Language of publication
Türkçe / İngilizce
ISBN / DOI
978-605-87169-4-0